17 Temmuz 2013 Çarşamba

World War Z | Movie


Birleşmiş Milletler eski çalışanı Gerry Lane’in aile ortamında sevimli diyaloglarla başlayan film, hızla dünyaya yayılan zombi virüsüne karşı mücadele dolu maceralara sürüklüyor izleyiciyi. Uzun zamandır izlediklerimden tat alamayıp  film izleme şevkimi yitirmişken, 3D World War Z tekrar sahalara dönmemi sağladı; koltuğuma yapışıp, baştan sona filmin içinde buldum kendimi.

Max Brooks’un “World War Z: An Oral History of the Zombie War” adlı romanından beyaz perdeye uyarlanan filmin yapımcılığını da başrol oyunculuğunu da Brad Pitt üstlenerek, bu işin de altından başarıyla kalkıyor. Gerry Lane’i canlandırarak 116 dakikalık filmin tahmini 100 dakikasında göz önünde olan Pitt, bir an bile izleyiciyi sıkmıyor.

Filmde politik göndermeler az da olsa kendini hissettiriyor. Bu sefer parmaklar İsrail'i işaret ediyor. BM'nin de kınadığı, israil'in Batı Şeria duvarını inşa nedeni, BM adına görevli Lane’e -zombiler dolayısı ile- güvenlik gerekçelerine dayandırılarak anlatılıyor. Görülen o ki, "güvenlik" hala zihinlere yerleştirilmek isteniyor. Duvarın bulunduğu bölgede işgal toprakları da söz konusu olduğundan, filmde ısrarla İsrail denmesine karşın Türkçe altyazıda  ilgili bölge Ortadoğu diye çevriliyor.

Lost’un unutulmaz kahramanı Jack yani Mathew Fox da filmde kısa süreliğine rol alıyor, ama izleyici tam “Jack!” derken o ortadan kayboluyor. Lost’ta olduğu gibi burada da C-130 askeri kargo uçağını görüyoruz. 3-5 kişinin ulaşımını sağlamak için neden koca kargo uçağını kaldırıyorlar iki yapımda da anlamış değilim:)

Künyesinde macera, dram, korku etiketleri bulunan film, kansız, tempolu, güzel bir macera filmi olmuş, dram ve korkuyu ben pek alamadım. Eleştiri alan sahneler bile filmin akışında kaybolduğundan, izlerken aldığınız haz hiç azalmıyor, aksiyon sizi filmin sonuna kadar sürüklüyor.

Fazla spoiler vermek istemiyorum ve güncel, güzel bir temmenniyle postumu bitiriyorum: Darısı ülkemizde modernize edilmekte olan kendi C-130’larımızın havada süzülüşlerini izlemeye!… Cheers:)

11 Temmuz 2013 Perşembe

Cook in Class: Mutlu Mutfak Sırları

 
Bu Perşembe Şef Serdar'ın sıcak spesiyallerini öğrenmek üzere Cook in Class'taydık. Hem eğlendik hem de mutlu mutfağın bazı tüyolarını öğrendik.

Dünya mutfaklarından birkaç tarifin hayata geçirilip, afiyetle midelerimize indirilmesinin ardından, şefimize leziz etin inceliklerini sorduk. Edindiğim birkaç terbiye ve pişirme yöntemini aşağıda listeliyorum:
 
Bonfile, Antrikot:
Etleri doğra, sızma zeytinyağında 1 gün beklet
Dolaptan çıkar, oda sıcaklığına (22°C) gelmesini bekle
Tavayı kızdır, eti tavaya at, kapak kapatma
Etin kenarları kahverengileşince çevir
30 sn (et inceyse) daha dursun, ateşten al
 
*Eğer eti çok çevirirsen suyunu kaybeder ve sertleşir, mühürleyip suyu içine hapsetmek için sadece 1 kez çevirmelisin.
  
Biftek, Kontrfile(ince):
- Soğan
- Sarımsak
- Süt
- Yoğurt
- Ayçiçek veya sızma zeytinyağı
- Soda suyu
Yukarıdaki malzemeleri blendırda boza kıvamına getir
Süzekten geçir, posayı at, sıvıya etleri yatır
Dolapta 1 gece beklet (3 geceye kadar bekleyebilir)
Bonfile, antrikotla aynı yöntemi kullanarak pişir.
 
Ciğer:
Doğranmış ciğeri 1 gece sütte beklet, sütünü süz
Zeytinyağı, kekik, pul biber ekle şişe diz, mangalda pişir
Veya una bula, kızart (Arnavut ciğeri)
 
Köfte:
- Soğan (hemen pişecekse koy; dolapta bekleyecekse soğan etin rengini bozar, tadını ağırlaştırır, koyma)
- Sarımsak
- Maydanoz
- Kıymanın ¼’ü kadar ekmek içi
- Yenibahar, tuz, kimyon, karabiber
- %70 dana döş, %30 yağsız kuzu but kıyma
Köfteleri yassılaştırıp kısık ateşte veya misket yapıp 250°C fırında 5dk pişir.
 
Yazın çeşit çeşit otlarla beslenen kuzunun eti, kışın yemle beslenene göre daha çok kokarmış. Ben de geçen hafta çok az yağlı şişlik kuzu etini süt, zeytinyağı, soğan ile terbiye etmeyi denedim. Malzemeleri karıştırıp, bir gece dolapta beklettim. Piştiğinde et yumuşacıktı. Hiç tuz atmama rağmen de oldukça lezzetliydi. Etlerin arasına dizilen soğan parçacıklarının da bu lezzete katkısı yadsınamaz tabi, thnx to Nur:)
 
Bu vesileyle doğru bilinen bir yanlışı da gün ışığına çıkardık. Sevgili annelerimiz, sizlere sesleniyorum, eğer eti kavurmuyorsak o kapak kapanmayacakmış:) Açık tencereye kapak kapatmak annelik güdüleriyle geliyor olmalı, kaç anne gördüyse aynı refleksi verdi benim tencerelerime, bu güdüden bir ben nasibimi almamışım anlaşılan:))
 
Lezzetli, eğlenceli ve sırlarla dolu(!) bir akşam oldu. Yemeklerin de tadı damağımızda kaldı...

Ps. Normalde yemek konusunda not tutmak huyum değildir, kah felaketle kah şaheserle sonuçlansa da herşeyi göz kararı yaparım; ama bu sefer özendim, tarifleri bir bir yazdım, çok ısrar ederseniz özelden de paylaşabilirim;))
 
Hayırlı ramazanlar, lezzetli iftarlar...

7 Temmuz 2013 Pazar

Nice mutlu yıllara bebeğim...

Prensesimizin 1.yaş gününü kutlamak üzere Avrupa'nın en lüks oteli nam-ı diğer Mardan Palace'a gidip kendimizi kral ve kraliçe ilan ettik:) Ortam müsait, her yer ihtişam dolu altın saray ortamı olunca havaya girmemiz bir an aldı.
 


 
 
Kutlamalar için Anadolu Ateşi de gelmişti, davete icabet etmek gerek, akşam gösterilerine teşrif ettik;) Uyku saati çoktan geçmiş lakin müziğin kıpırtısına da karşı koyamayan Ela bebek, bir anda kıvrak dansları engellenemeyen bir dans dehasına dönüşüverdi. Meraklı seyirci kitlesi sahneyi unutup bizimkine hayranlık beslemeye başladı, o da kucaktan kucağa gezmek suretiyle tüm hayran kitlesiyle tanıştı. Gösteri sonrası odamızın yolunu tutmuşken, gece kuşu daha fazla dayanamayıp babasının kucağında uyuyakaldı.
 

 
Gelelim otele. Elbette Sharon Stone'un ya da Richard Gere'in odasında kalmadık, ama bizim oda da fena değildi yani:)
 
   

Arkadaki kız kulesi evlenme tekliflerine yeni bir alternatif olabilir.
 

Kumsalını beğendik. Deniz kenarını, ayağı yakmayan ve ıslak vücuda yapışmayan, Mısır'dan getirttikleri kar beyazı ince bir kumla kaplatmışlar. Bu sıcak kar beyazlığı bizim hoşumuza gitti. Ela da tadını beğenmiş olmalı ki, tüm müdahalelerime rağmen mısırını illa ki kuma batırarak yemek istedi. Kumsal fevkaladeydi de denize bir şey yapamamışlar tabi, hemen derinleşen ve mevsimsel dalgalar nedeniyle fazla bulanık olan deniz bize pek keyif vermedi, Ela'yla da fazla kalamadık zaten. Berraklık konusunda elbette Alaçatı ve Bozcaada'nın keyfini hiçbir yer vermiyor, Bodrum da yer yer fena sayılmaz; ama oralarda da buz kesiyor insan, bebek sokmak bence imkansız. Gerçi Ukrayna'da bebekleri 4 derecede uyutuyorlarmış dinç olsunlar diye de bizim ılıman Akdeniz genlerinin soğuğu fazla tolere edebileceğini zannetmiyorum ben, mazallah direkt seleksiyon...

Yemekler konusunda da iddialılar. Kullandıkları çoğu ürün kendi özel üretimleriymiş; sosis, salam da dahil buna. Açık büfesinde suşi olan güzel bir mutfağa sahipler, etleri çok lezzetli. Çikolataları için, belki biraz fazla iddialı ama, "Belçika'dan böylesini satın alamazsınız" diyorlar. Söylediklerine göre oradan özel üretim kalıplar getirtip, otelde kendi şefleri işliyormuş. Belçika'da yediğimiz çikolatalar da oldukça iyiydi,    o yüzden bu konuda fazla yorum yapamayacağım.

 
 
 
Gurmelik hususunda Adam&Eve, Rixos, Hilton, Wow gibi otellerin çok üzerindeler; ama genel olarak serviste nezaket sorunu vardı bence. Gerçi "istekleri bitmeyen bebekli aileler" kategorisine girdiğimiz için ben böyle hissetmiş de olabilirim:) bilemedim şimdi.
 
Çıkarken otelin hayvanat bahçesine uğradık, çocuklar için tatmin edici küçük bir bahçe yapmışlar. Hasta olmasına rağmen Ela'nın çok hoşuna gitti buradaki tatlı hayvancıkları görmek, burnu ve gözleri aka aka bana bu pozları verdi, nezle nedeniyle en fazla tebessüm edebildi miniğim, kıyamam.

 
 
 
 
 
 
 
 
Nice güzel senelere bebeğim! İyi ki doğurmuşum seni! Seni çook seviyorum...

5 Temmuz 2013 Cuma

12.ayımız

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 






Ela'm yaşına basmadan
Mayıs'tan kareler...

3 Temmuz 2013 Çarşamba

Sapanca

Son zamanlarda ziplenmiş bir hayat yaşamamızın neticeleri arasında malesef burayı ihmalim de var. Yazamadığım dönemlere el kadar bebeyle ev taşıma, Sapanca, Antalya, New York gezileri ile sabahlara kadar mesai sığdırdım, ve işte yeniden karşınızdayım. Filmi biraz geri sararak, Mayıs ayında kaldığımız yerden devam ediyorum.

 

11-12 Mayıs 2013:
Hafta sonu dostlarımızla Ağva'ya niyetlenip, 2 çocukla yol gözümüzde büyüyünce Sapanca'ya gittik. İki ailede de birbirinden tatlı ama bir o kadar da hareketli bıdıklar olunca haliyle yorulduk biraz, ama bu kısa tatil bize de bıdıklarımıza da çok iyi geldi. 



Tavsiye üzerine 6 odalı küçük bir butik otel olan Villa Sapanca'da kaldık, şirin bir oteldi, doluluğuna rağmen sakinliği hoşumuza gitti. Sapanca'da faytona bindik, deniz bisikletiyle göle açıldık, İstanbuldere dedikleri şelaleli bir yaylaya gittik. İlk anneler günümü de içeren güzel bir haftasonu geçirdik. Bize eşlik eden dostlarımıza da, kızıma arkadaşlık eden güzeller güzeli Alya'cığa da teşekkür ederiz.

 
 
Su görmek isteyen Ankaralılara Sapanca yakın bir hafta sonu alternatifi olabilir. Göl büyüklüğü ile yemek yerken deniz kenarındaymışsınız hissini gayet güzel veriyor. Bu kadar yakında hem yeşili, hem de maviyi görebilmek hoş.

 
Fotolardan da anlaşılacağı üzere henüz yaşına basmamışken yürüme gayretine girdi ürkek tavşanım, titrek ama bir o kadar da hevesli adımlar adıyor:) Devamı için bekleme ve izlemedeyiz...

2 Temmuz 2013 Salı

Nowadays | Music List

Geçen haftalarda Macklemore-Thrift Shop arabamı radara yakalatacak kadar favorimdi. Pink-Try & Just Give Me A Reason, Rihanna-Stay, Bruno Mars-Locked Out of Heaven, James Arthur-Impossible da listenin devamında geliyordu.

Bu hafta ise 1.lik tahtında Robin Thicke-Blurred Lines var. Amerika'da nereye gitsek, hangi radyoyu açsak bu çalıyordu, haftanın dünyada en çok dinlenen şarkısı olmasına şaşırmamak gerek. Artık Ela'nın bile favorisi oldu, ne zaman duysa oynamaya başlıyor:), eski gözdeleri Dean Martin-Luna Mezzo Mare ve PSY-Gangnam'ı pek çabuk unuttu.